Tatil Günlükleri #3: Ben buradayım

Zorunlulukları az, dinlenebileceğim bir tatil yeri ararken Turunç’ta buldum kendimi. Üç tarafı dağlarla, bir tarafı denizle çevrili bu yerde sadece uyku ihtiyacımı gidermek ve kitap okumak niyetindeydim. Bir nevi emekli tatili…Aklımda kalmasın, görmediğim bir yer olmasın diye gelir gelmez bir bisiklet kiralayıp tüm alanı gezdim. Zaten küçük bir yer, hemen bitti. Diğer yakın beldelere gitmek için dağı aşmak ya da denizi geçmek zorundasınız. Benim ikisine de enerjim olmadığından kalan günlerde vakit geçirebileceğim yerleri bulmak durumundayım…

Tam merkezde bir çay bahçesi var. Ağaçların gölgesine kurulmuş, günün her vakti serin, çayı ortalamanın üstünde güzel ve ucuz. Arada gelen gözleme kokusu da cabası. İkinci günün büyük çoğunluğunu burada kitap okuyarak geçirdim. Sonra çok uzun zamandır yapmak isteyip yapamadığım bir şey geldi aklıma: Oğuz Atay yazmak…

Tehlikeli Oyunlar’ı ve Tutunamayanlar’ı hayatımın çeşitli dönemlerinde; farklı hislerle, farklı algılarla defalarca okumuşumdur. Bazen şarkılar, diyaloglar, oyunlar çok sıkıcı geldi kapattım, bazen aynı sayfaları tekrar tekrar okudum. Son birkaç senedir, bir Oğuz Atay kitabının herhangi bir bölümünü -diğer bölümlerden bağımsız- keyif alarak okuyabiliyorum.

Roman okumaya başladıktan sonra, uzunca bir süre bütün romanları sadece kurgu üzerinden okudum. Yazarın ne anlatmak istediğinden ziyade, üslubu ve kitabın hikayesi ile ilgilendim. Başka türlü okuyamıyordum. Zaman geçtikçe, hayatı ve insanları algılama şeklim değişti. Romanlara bakışım da… Onca yazar, bu kadar kitabı başka dünyalara dalalım diye yazmış olamazdı. Bir dertleri, vermek istedikleri mesajları olmalıydı bu insanların. Biyografi ve eleştiri kitaplarını okumaya karar verdim, Oğuz Atay’la başladım.

Yıldız Ecevit’in Oğuz Atay’ın hayatını, eserlerindeki kurmaca dünyası ile ilişkilendirerek incelediği “Ben Buradayım” isimli kitabını böyle bir arayıştayken buldum. Oğuz Atay’ın biyografisini, sadece hayatına tanıklık etmiş kişilerden edindikleri ile ya da bulduğu belgelerle yazmayı yeterli bulmuyordu Yıldız Ecevit. Kitaplarındaki kurmaca dünyada izlerini aramış, öyle tamamlamıştı. Oğuz Atay’ın kendi hayatını, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’a serpiştirmesini o kadar güzel, o kadar ince tespit etmişti ki, kitabı bitirir bitirmez tekrar okudum her iki kitabı da… Daha önceki okumalarımdan bambaşka bir tat alarak.

Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm.” diye anlatıyor Oğuz Atay bir röportajında…

Tutunamayanlar’ı okuyan hemen her insan -sıkıcı bölümlere dayanabilirse- kitabın içinde kendinden bir parça bulmuştur. Bende de çokça oluyordu bu durum. Selim’in hayata bakışında, korkularında, alaylarında sıkça kendimi bulmuşluğum vardır. Yıldız Ecevit’le bu kendini bulmalar daha keyifli hale gelmişti. Kurgu düzlemindeki her ince ayrıntıyı, mantıklı dayanaklarla Atay’ın hayatına iliştirmişti. Okul döneminden, ölümüne kadar…

Beğenmediğim, aklıma takılan yerler de vardı. Teknik incelemelerini çok anlayamıyordum. Edebiyatçı olmadığımdan mı bilmiyorum, çok fazla bilmediğim kelime vardı. Avangart, şimdi aklımda kalanlardan biri… Bir de Oğuz Atay’ı belli kalıplara oturtmaya çalışıyor gibi gelmişti. Zaman içinde başka kaynaklar edindim.

Handan İnci ve Elif Türker’in, Oğuz Atay’ın ölümünün 30. yılında düzenlenen sempozyuma katılan konuşmacıların yaptığı konuşmaları derlediği “Oğuz Atay İçin Bir Sempozyum” kitabını okudum. Sonra yine Handan İnci tarafından derlenen, o güne kadar Oğuz Atay hakkında çıkan yazı ve eleştirilerden, Oğuz Atay’ın hayattayken yazdığı yazılardan ve gerçekleştirdiği söyleşilerden oluşan “Oğuz Atay’a Armağan” isimli kitabı okudum. Tatjana Seyppel’in kitabını, eski ve yeni dergilerde yayınlanan tüm Oğuz Atay dosyalarını aldım sahaflardan…

Oğuz Atay’ın hayatına tanıklık etmiş birçok kişinin anlattıkları, yeni incelemeler, kitaplarda olmayan dergi yazıları derken baya hakim olmuştum Atay’ın dünyasına; mizahına, ironisine… Kendisi ve çevresi üzerinden önce bireyi, sonra toplumla ilişkisini daha rahat anlayabilmiştim. Sevdiği yazarları, o yazarlardan nasıl etkilendiğini görünce, sadece Atay’ı anlamakla kalmadım, roman okuma kültürümü tamamen değiştirdim…

Orhan Pamuk, Oğuz Atay okurlarını ikiye ayırıyor:

  • “Ah canım Selim!” duyarlığına ilgi duyan kültür ve melodram düşkünü okur.
  • “Bat dünya bat!” sinizmini seven alaycı okur.

Ben ilkiyle başlayan okumalarımdan zamanla ikincisine doğru kaydım sanırım.

Yayıncının notu: Yazıyı tatilde değil de evde yazmış olsam notlarımdan daha rahat kopya çekebilirdim. Oğuz Atay’ı anlamak değil de Oğuz Atay’ı anlama yolunda 101 gibi olmuş. İstanbul’a döndüğümde bu yazıyı seri haline dönüştürmek için başlangıç olmuş olsun. 🙂 Tehlikeli Oyunlar’dan en sevdiğim bölümlerden biriyle bitireyim.

“…
Ben de kötü ihtimalleri düşünmekten hassaslaştım. Fakat sağlığımı da bu duyarlığıma borçluyum. Çünkü, insanın düşünceleri gerçekleşmez. Kötü şeyler düşünürsen kötü şeyler gerçekleşmez. Korktuğun her olaydan, başına gelmesinden ürktüğün her kötü raslantıdan kaçınmak için onu ayrıntılarıyla düşünürsün hemen. Ayrıntılarıyla düşünmek şart. Yoksa bir noktayı bile düşünmeyi unutsan o nokta başına gelir. Yalnız yaşayanlar her şeyi hesaba katmak zorundadır. Başka türlü korunamazlar. Başka türlü yaşayamazlar. Allahım neler düşünüyorum! Düşün oğlum Hikmet. Düşün ki bunlar başına gelmesin ha-ha. İyi şeyleri düşünmekten kaçın sadece. Onlar başına gelsin. Mesele bu kadar basit işte.
…”

Turunç, üç tarafı dağlarla kalan kısmı da denizle çevrili bir bölge. Çok fazla turist var ama kabalığın alana dağılımı başarılı ve ortam gayet sakin. Dağlardan güneşin batışını izleyemiyorsunuz ama gece ay kendini çok güzel gösteriyor. Kahvesi güzel mekanlar rehberinde ise Village House var.


Turunç’ta üç gün boyunca Scala Otel’de kaldım. Tam bir aile oteli. Her sene kazara böyle aile oteline denk gelirim zaten. 🙂 Fiyatı gayet uygun, denize yakın sayılabilecek mesafede. Lobide 24 saat demleme çay ve limonata var. Çalışanları çok yardımsever, otel ücretine kahvaltı ve akşam yemeği dahil. Ben memnun kaldım, yolunuz düşerse siz de pişman olmazsınız diye düşünüyorum.

Leave a Comment.