İçeriğe geç

Kategori: Kitap

Yeni Başucu Romanım: Yalnızız

“Oğuz Atay en sevdiğim yazar. Tutunamayanlar da en sevdiğim roman. O’nun dışında okuduğum yerli yazar sayısı epey az. Bir de Ahmet Hamdi Tanpınar var birden fazla kitabını okuduğum ve çok sevdiğim. Okul zamanı “klasikler serisi, temel eserler” gibi başlıklar bana biraz itici gelirdi. Sanırım oradan kalan bir ön yargım var yerli klasiklere… Şimdi farklı düşünüyorum. Yabancı yazarların çeviri romanlarından aldığım hazdan daha fazlasını alabilirim kendi dilimde yazılmış güzel romanlardan. Atay ve Tanpınar buna örnek. O hâlde yakın zamandaki okuma listeme birkaç yerli yazar ekleyeyim…”

Hem Oğuz Atay’da hem de Ahmet Hamdi Tanpınar’da beni kitaba çeken ortak nokta kimlik sorunu yaşayan insanları, doğu ile batı arasında sıkışmış kültürleri konu edinmesi sanırım. Prof. Dr. Handan İnci, “Ahmet Hamdi Tanpınar’la Oğuz Atay arasında akrabalık olduğunu düşünenlerdenim. Bu ülkede büyümenin bir ruh akrabalığı var. Aynı ülkede yaşayıp aynı acıyı paylaşanların durumu bu…” diyor iki yazar için. İki yazarı çok sevmemin özeti gibi bu ifadeler. Atay’ın zekasına, ironisine; Tanpınar’ın üslubuna, dile hakimiyetine ayrı hayranlık duyuyorum. Yanlarına yeni bir yazar eklemenin kolay olduğunu düşünmüyorum ama henüz yeni bitirdiğim Yalnızız ve Peyami Safa hakkında yazmak istiyorum.

Girişteki yazıyı, birkaç ay önce günlüğüme yazmıştım. Yerli klasiklerden hangisini okumak isteyeceğime dair arayıştayken denk geldim Peyami Safa’ya. Aslında pek denk gelmedim, bizzat kendim seçtim. 🙂 “Yerli klasikler, Türk edebiyatında doğu-batı” gibi filtremeler sonrası, Ahmet Hamdi Tanpınar ile aynı dönemde yaşamış olması ve tanışıklığı sebebi ile karar verdim Peyami Safa’ya. Hangi kitap olacağını isimden seçtim…

Tatil Günlükleri #4: Mağaradakiler

İki haftalık tatilden sonra Kurban Bayramı için Yozgat’a gitmiştim. Bayramın ardından hem akraba ziyareti yapmak hem de biraz daha Ege havası alabilmek için tekrar İzmir’e geçtim. İzmir’de kitaplar ve yazarlar hakkında konuşabildiğimiz bir muhabbet ortamında ( sürekli böyle ortamlarda bulunurum 🙂 ) çok sevdiğim bir abim Cemil Meriç’ten şu sözlerle bahsetti: “O kadar çok okumuş ki sadece kendisinin anlayabileceği kitaplar yazmış…” Şakayla karışık öyle güzel anlatmıştı ki Meriç’i ve kitaplarını, İstanbul’a döner dönmez yapılacaklar listesine ekledim…

Tatil Günlükleri #3: Ben buradayım

Zorunlulukları az, dinlenebileceğim bir tatil yeri ararken Turunç’ta buldum kendimi. Üç tarafı dağlarla, bir tarafı denizle çevrili bu yerde sadece uyku ihtiyacımı gidermek ve kitap okumak niyetindeydim. Bir nevi emekli tatili…Aklımda kalmasın, görmediğim bir yer olmasın diye gelir gelmez bir bisiklet kiralayıp tüm alanı gezdim. Zaten küçük bir yer, hemen bitti. Diğer yakın beldelere gitmek için dağı aşmak ya da denizi geçmek zorundasınız. Benim ikisine de enerjim olmadığından kalan günlerde vakit geçirebileceğim yerleri bulmak durumundayım…

Tatil Günlükleri #1: Foça ve bilim üzerine notlar

Sene boyunca iş hayatına dair sitemlerimin kesin olarak son bulduğu iki dönem var. Biri yazın kullandığım izin, diğeri şubatta yatan prim. Tatil günlüklerimi paylaşacağım yazı dizisine hoş geldiniz.

Tatil alışkanlığı ile büyümüş biri değilim. Bu seneyi saymazsak son iki senedir tatile çıkabiliyorum ve tatile dair edindiğim en önemli tecrübe, tatili olabildiğince uzun tutmak… Bu sene de Kurban Bayramı öncesini ve sonrasını yıllık iznimle birleştirdim ve dört haftalık tatilin ilk bölümünü, geçen sene tatilin son kısmını geçirdiğim Foça’ya ayırdım. Bir Foça efsanesine göre kara taşa basmışım. Bu taşa basanlar bir daha kopamazmış Foça’dan. Ben de kolay kolay kopabileceğimi sanmıyorum. 🙂 Bu sene dört gece konakladım Foça’da. Bir kitap, bir belgesel serisi bitirdim. Biraz kitap ve belgesel hakkında biraz da Foça hakkında yazmak istiyorum.