İçeriğe geç

Mert Safa Özkarakoç Yazılar

Yeni Başucu Romanım: Yalnızız

Oğuz Atay en sevdiğim yazar. Tutunamayanlar da en sevdiğim roman. O’nun dışında okuduğum yerli yazar sayısı epey az. Bir de Ahmet Hamdi Tanpınar var birden fazla kitabını okuduğum ve çok sevdiğim. Okul zamanı “klasikler serisi, temel eserler” gibi başlıklar bana biraz itici gelirdi. Sanırım oradan kalan bir ön yargım var yerli klasiklere… Şimdi farklı düşünüyorum. Yabancı yazarların çeviri romanlarından aldığım hazdan daha fazlasını alabilirim kendi dilimde yazılmış güzel romanlardan. Atay ve Tanpınar buna örnek. O hâlde yakın zamandaki okuma listeme birkaç yerli yazar ekleyeyim…


Hem Oğuz Atay’da hem de Ahmet Hamdi Tanpınar’da beni kitaba çeken ortak nokta kimlik sorunu yaşayan insanları, doğu ile batı arasında sıkışmış kültürleri konu edinmesi sanırım. Prof. Dr. Handan İnci, “Ahmet Hamdi Tanpınar’la Oğuz Atay arasında akrabalık olduğunu düşünenlerdenim. Bu ülkede büyümenin bir ruh akrabalığı var. Aynı ülkede yaşayıp aynı acıyı paylaşanların durumu bu…” diyor iki yazar için. İki yazarı çok sevmemin özeti gibi bu ifadeler. Atay’ın zekasına, ironisine; Tanpınar’ın üslubuna, dile hakimiyetine ayrı hayranlık duyuyorum. Yanlarına yeni bir yazar eklemenin kolay olduğunu düşünmüyorum ama henüz yeni bitirdiğim Yalnızız ve Peyami Safa hakkında yazmak istiyorum.

Metin Abi, Halis Karataş ve Şampiyon

Çocukluğuma dair en güzel anılarımdan biridir Gazeteci Metin Abi. İlçenin tek gazete bayisi, Beşiktaşlı. Her tatil günü sabah erken saatlerde dükkanın önüne giderdim Metin Abi’ye yardım etmek için. Bazen çok erken giderdim henüz gazeteler gelmemiş olurdu. Birlikte giderdik otogara. Metin Abi’nin minibüsü ile getirir, özenle taşırdım raflara, en çok satılandan en az satılana doğru sırayla dizerdi gazeteleri. Bana da bir spor gazetesi hediye ederdi kimi zaman. Elimdeki tüm parayla mümkün olduğunca çok sayıda gazete almaya çalışırdım. Ne kadar çok gazete alırsam o kadar çok mutlu olurdum, çünkü evde oynayacağım oyun için çok sayıda gazete gerekliydi. O zamanlar, sabah haberlerinde günün gazete manşetleri okunur ve bu benim çok hoşuma giderdi. Ben de aynısını evde kendi başıma yapardım.

Yazı Serisi: “React Tutorial”

Blogu yeniden aktifleştirdiğimde en büyük motivasyonlarımdan biriydi teknik bir şeyler yazmak. Fakat pratikte o kadar kolay olmadığını fark ettim. Teknik bir şeyler yazmak biraz daha çetrefilli. Daha fazla zaman ve özen istiyor. Anlatılacak konuyu ve hedef kitleyi iyi netleştirmek gerekiyor. “Bunu anlattım ama burada şundan da bahsetmek gerekir mi?” ile yazı odağından çok ayrılmamak gerekiyor. “Gerçekten ihtiyaç var mı, yoksa kendimi mi tatmin ediyorum?” sorusu da ayrı netleştirilmesi gereken bir konu…

Mert Safa vs English #1: Analysis and Strategy

I took English lessons from 10 years old to 18 years old and I had best notes in my classes… We used to learn from “simple present tense” to “past perfect continuous tense” every year. Then I started the university. Somehow, I passed the proficiency exam. I prepared in English my homework, projects, presentations. Finally I graduated and start working. As you know almost all resources are English. I able to understand the something in English with using translators or play around with samples more detailed. Today, five years after graduation from university, I have a problem: I feel that I don’t know English. 🙁 This is not a certification problem like TOEFL. Let me explain my problems.

Blockchain popülaritesini kaybetti mi?

Yakın bir zamana kadar kurumdaki çalışmalarımızda epey yer kaplıyordu blockchain. Konsepti ve teknolojiyi anlamak, mevcut framework’leri inceleyebilmek amacı ile blockchain’e oldukça uygun olduğunu düşündüğümüz bir senaryo üzerinden prototip çalışmıştık. Çalışma ile ilgili detayları Medium hesabından yayınladık. Çeşitli gerekçelerle üretim ortamına alamadığımız projenin park edilmesinden ve teknolojiyi yeterince sindirebildiğimizi düşündüğümüzden blockchain’e olan odağımız zamanla azalmıştı.

Bugünlerde, BKM’nin öncülük ettiği Blockchain Türkiye platformu ile birlikte blockchain yeniden gündemimizde. Kişisel olarak da Hyperledger Fabric’teki gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Eskiden daha sık karşılaştığım, etkinlik, blog, eğitim videolarının azalmasıyla, acaba dünyadaki blockchain gündemi, popülaritesi nasıl diye merak edip araştırmaya başladım.

Bir takım değişiklikler söz konusu #2

Muhtemelen birçok insanın yaşadığı gibi, ben de her tatil dönüşünde normal hayata alışmakta zorlanıyordum. Bu sene bu süreç biraz uzadı. Tatilden önce kendi kendime sıkça sorduğum, tatilin etkisiyle bir süre aklımdan çıkan, “ne yapıyorum ve tam olarak ne kadar böyle devam edeceğim?” gibi soruların cevabını tatil dönüşünde de bulamamdan kaynaklanan depresif bir ruh haline büründüm. Dünyadaki amacımı, konumumu tam olarak kavrayamıyordum. Hayat, kaotik bir şehirde tamamlamak zorunda olduğum zorunluluklar silsilesiymiş gibi bir algım vardı ve galiba insanlar dünyanın zaten böyle bir yer olduğunun doğallığını kabul etmişti. Kimse kimsenin farkında değil, kimse hayatın farkında değil hatta kimse kendinin farkında değil gibi gelmeye başlamıştı…

Tatil Günlükleri #4: Mağaradakiler

İki haftalık tatilden sonra Kurban Bayramı için Yozgat’a gitmiştim. Bayramın ardından hem akraba ziyareti yapmak hem de biraz daha Ege havası alabilmek için tekrar İzmir’e geçtim. İzmir’de kitaplar ve yazarlar hakkında konuşabildiğimiz bir muhabbet ortamında ( sürekli böyle ortamlarda bulunurum 🙂 ) çok sevdiğim bir abim Cemil Meriç’ten şu sözlerle bahsetti: “O kadar çok okumuş ki sadece kendisinin anlayabileceği kitaplar yazmış…” Şakayla karışık öyle güzel anlatmıştı ki Meriç’i ve kitaplarını, İstanbul’a döner dönmez yapılacaklar listesine ekledim…

Tatil Günlükleri #3: Ben buradayım

Zorunlulukları az, dinlenebileceğim bir tatil yeri ararken Turunç’ta buldum kendimi. Üç tarafı dağlarla, bir tarafı denizle çevrili bu yerde sadece uyku ihtiyacımı gidermek ve kitap okumak niyetindeydim. Bir nevi emekli tatili…Aklımda kalmasın, görmediğim bir yer olmasın diye gelir gelmez bir bisiklet kiralayıp tüm alanı gezdim. Zaten küçük bir yer, hemen bitti. Diğer yakın beldelere gitmek için dağı aşmak ya da denizi geçmek zorundasınız. Benim ikisine de enerjim olmadığından kalan günlerde vakit geçirebileceğim yerleri bulmak durumundayım…

Tatil Günlükleri #2: Akyaka’da dört gün

Bilmediğim, daha önce gelmediğim bir yere geldiğimde o bölgenin popüler aktivitelerini yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Yapmazsam beni şehirden atacaklarmış gibi geliyor. Hâlbuki bir şeyleri yapmak zorunda olmak, hayatımın son on senesinde en çok şikayet ettiğim konuların başındadır…

Akyaka’ya geldiğim günün akşamı birileri ışınlanmayı bulmuş olsa, tüm varlığımı verme pahasına onu kullanmak isterdim. Öylesine sıkışık ve bunaltıcıydı ki buraya gelerek büyük bir hata yaptığımı, bundan sonraki üç günün de benzer geçeceğini düşündüm. Çok fazla vakit kaybetmeden otele döndüm ve otel işletmecisi Eray Abi ile kalan üç gün için bir plan çıkardık. İlk gün şehirden uzaklaşacaktım, mümkün olduğunca uzağa…

Tatil Günlükleri #1: Foça ve bilim üzerine notlar

Sene boyunca iş hayatına dair sitemlerimin kesin olarak son bulduğu iki dönem var. Biri yazın kullandığım izin, diğeri şubatta yatan prim. Tatil günlüklerimi paylaşacağım yazı dizisine hoş geldiniz.

Tatil alışkanlığı ile büyümüş biri değilim. Bu seneyi saymazsak son iki senedir tatile çıkabiliyorum ve tatile dair edindiğim en önemli tecrübe, tatili olabildiğince uzun tutmak… Bu sene de Kurban Bayramı öncesini ve sonrasını yıllık iznimle birleştirdim ve dört haftalık tatilin ilk bölümünü, geçen sene tatilin son kısmını geçirdiğim Foça’ya ayırdım. Bir Foça efsanesine göre kara taşa basmışım. Bu taşa basanlar bir daha kopamazmış Foça’dan. Ben de kolay kolay kopabileceğimi sanmıyorum. 🙂 Bu sene dört gece konakladım Foça’da. Bir kitap, bir belgesel serisi bitirdim. Biraz kitap ve belgesel hakkında biraz da Foça hakkında yazmak istiyorum.